Doç. Dr. Cavit MeclisiMENÜ
Blog / Makale

Kahramanlarım

Kahramanlarım

Kahramanlarım 1

Kitaplarda, şarkılarda ve filmlerdeki kahramanlarım olmasalar, büsbütün yalnız kalırdım. Çocukluğumdan beri okuduğum büyük insanların hayatını anlatan biyografiler kişiliğimin biçimlenmesinde çok büyük rol oynamışlardır. Hayatı kendi tanımları ile yaşayan ve diğer hayatlara yeni boyut kazandıran insanların düşünceleri ve söylemleri akıl tutmaya değer. Sınırları sürekli zorlamak, sadece kendim ve sağlığım için yaptığım ve hayatımın vazgeçilmez bir parçası olana ağırlık antrenmanları ve diğer tüm sportif aktivitelerdeki tutumum için bir çok kişi ilham kaynağı olmuştur.

Bunlardan biri Fred Hatfield. Hatfield bir fizyoterpist ve tutkusu kuvvet ve powerlifting rekorları kırmaktı. Seksenlerin başında Muscle & Fitness dergisinde ilk yazısını okuduğumda sarsılmıştım. Sınırları aşmak için duyduğu istek ve uyguladığı disiplin, bana başka hayat tarzlarının mümkün olduğunu ve sınırın olmadığını gösterirdi. Hatfield doping kullanımına şiddetle karşı olduğundan, sonraki yıllarda dergi yazarlığından ayrıldı. Büyük bir kayıp. Neyse ki, yazdığı onlarca kitabı var. Power kitabında, kişinin kendini bir disipline veya amaca adamasını sağlayan kişilik özelliğinin tutkulu olma olduğunu belirtir. Hatfield’in kendi yaptığı tutku tanımı vardır: “Tutku, tüm bağları koparmak ve tüm durumlara hükmetmek için kişinin içinde duyduğu yanıp, tutuşan istektir; tutku, doğal felaket düzeyinde olan bir istek patlamasıdır; tutku, başarmak için değil de, sınırları aşmak için yapılması gerekeni yapmaktır.” Bu tanımı kişilik özelliklerimin içine ilave ettikten sonra, zorluklar benim için birer sınırı aşma aktivitesine dönüştü.

Kahramanlarım 2

Yirmi beş yıldır Billy Joel’un şarkılarını ilk günkü zevkle dinliyorum. Bende sarsıcı ve öğretici etkileri hala süren ve hayat dersi etkisi yapan An Innocent Man (Masum Bir Adam) şarksını ilk dinlediğimde 20 yaşındaydım. Şarkının sözleri, korkularımı ve çelişik hisler ve düşüncelerim konusunda beni uykumdan uyandırmıştı. Hayatta karşımıza çıkan sorunlara nasıl göğüs germemiz ve korkularımızla yüzleşmemiz gerektiğini bana öğretmişti. Sözler hayat hakkında çok kafa yormuş bir adama ait;

  • Bazı insanlar kapıdan uzak dururlar,
  • Eğer açılma olasılığı varsa,
  • Dışarıdaki salondan bir ses duyarlar,
  • Ve geçip gitmesini umarlar,
  • Bazı insanlar bir dokunuşun korkusuyla yaşarlar,
  • Ve aptal görünmenin kızgınlığıyla,
  • Kimseye kulak asmazlar,
  • Böylece kimse onlara yalan söylemez,
  • Sadece kendini koruduğunu biliyorum,
  • Aklının başkası ile meşgul olduğunu biliyorum,
  • Seni incitmiş biri.

...

  • Bazı insanlar yaşlıların gözüyle bakarlar,
  • Gençlere bir kez bile bakmadan,
  • Bazı insanlar asla inanmayacaklarını söylerler,
  • Karanlıkta duydukları bir söze,
  • Çünkü çok iyi hatırlıyorlar,
  • Birilerinin daha önce söylediklerini duymuşlardı,
  • Bazı insanlar her gece yalnız uyurlar,
  • Yatağa bir sevgili götürmek yerine,
  • Bazı insanlar nefret etmeyi daha kolay buluyorlar,
  • Daha fazla beklemekten,
  • Bazı insanlar mümkün bir savaştan kaçarlar,
  • Bazı insanlar asla kazanamayacaklarını düşünürler,
  • Bazı insanlar mucizevi bir iyileşme umarlar,
  • Bazı insanlar dünyayı olduğu gibi kabul ederler,
  • Biliyorsun sebep yokken kendini incitiyorsun,
  • Sanırım bu akşam şehit olursan daha iyi olur,
  • Karar senin,
  • Eğer bir aşkı yeniden canlandırma fırsatı varsa,
  • Tekrar başa gitmeyeceğim,
  • Yürek acısının nerede başladığını bulmak için.

Kahramanlarım 3

Bazı kişilerin başarıları insanı gerçekten düşündürüyor. Başarı için gerekli kişilik özelliklerine tesadüfen mi, aileden mi yoksa çalışarak mı sahip olduklarını merak edersiniz. Nasıl da sorunları olumlu düşüncelerle, sabırla, tutkuyla, zevkle ve sürekli amaçlarına yoğunlaşarak aştıkları şaşırtıcı görünür.

Arnold Schwarrzenegger ile ilgili onlarca yazı okumuş olmalıyım. On altı yaşında Avusturya nın o zaman küçük bir kasabası olan Graz’da yaşarken dünyanın en büyük vücut geliştirme şampiyonu olmaya karar verdiği ve bunu başarana kadar dikkatinin dağılmasına izin vermediği; yıllarca bu sporda bir numara olduktan sonra Hollywood’un gelmiş geçmiş en çok kazanan oyuncusu olmaya karar verdiği ve bunu da kaçınılmaz olarak başardığı; ve politikaya atılarak kendi tarzında bu işi yapmak istediği ve beklenmedik şekilde iki kez California’nın valisi seçildiği; ve en önemlisi tüm bunları büyük bir hırsla yaparken hayatını özetleyen kelimenin haz olduğu çok etkileyici. Arnold bir röportajda sözcük dağarında başarısızlık kelimesinin olmadığını söylemiş. Kendisine göre insanlar ikiye ayrılırmış: başarmak ve elde etmek istedikleri şey için yapılması gerekeni yapanlar ve bunu yapamayanlar.

Arnold lie ilgili yazılarda tekrar tekrar okuduğum şey, başarı çin gerekli kararkterin kendisinde olduğudur. Bu özellikler, özgüven, karizma, liderlik, çalışma disiplini ve istektir. Arnold kendisinden, hiç bir şekilde azalmayan özgüvene sahip; karizması ve aurası ile girdiği her ortamda dikkatleri üzerinde toplayan; doğuştan gelen liderliği olan; amacına ulaşmak için gece-gündüz ve yıllarca çalışabilen; ve ilerlemek için çok büyük istek ve dürtüye sahip kişi olarak söz ettirir.

Kahramanlarım 4

Çocukluk yıllarımdan beri, kendi tarzı olan ve değişmez olarak bilinen sınırları değiştirmeye çalışan kahramanlara hayranlık duyuyorum ve onların ait olduğu sınıfa girebilme yollarını aramaya devam ediyorum. Orta okulda okurken hayran olduğum kişilerden biri gelmiş geçmiş en büyük dövüş sanatı ustası olan Bruce Lee idi. Yıllar sonra hayatı ile ilgili yazılar tekrar tekrar karşıma çıkınca, zekasına hayran olmaya devam ediyorum. Dehanın yeni bir dil yaratma becerisinde olduğunu görmek için Bruce Lee yöntemleri incelenebilir. Kendinden önce yaşamış kişilerin yöntemlerini reddederek ve bunlara mahkum olunmaması gerektiğine inanarak, her şeyin en yararlı öğelerini alıp bunları amaca yönelik kullanmamız gerektiğini söylemiştir. Bu, bir öğreti, bir dil, bir sistem veya düşünce içinde sınırlanmamak ve her şeyi yeniden ve yeniden betimleyerek yöntemler geliştirmek anlamına gelir. Bu yaklaşım, pragmatizmin kalbinde yatan felsefeyi de tanımlayıp, her şeyin amaç için yararlı ve mutluluk verici birer araç olabileceğini vurguluyor.

Kahramanlarım 5

Bazen hayatın geçişine seyirci kalmak gerekir. Hepimiz bu gereksinimi duyarız. Yani, bazen konuşmadan oturmak, tek söz etmeden oturup bakmak, söylenenleri sadece dinlemek veya hiçbir şey düşünmemek isteriz. Aslında, toplum içindeki rolümüzü kusursuzca yerine getirmeye çalışırken, bu ihtiyaçların görmezden gelinmeleri gerektiğini öğretirler. Topluluk içinde konuşmadan oturmak, bazen boş ve nötr bir beyinin gözleri ile bakmak ve yeni dünyaya gelmiş birey olmak isteriz. Bunu idrak etmiş ve icra edebilme düzeyine gelmiş olmak doğu felsefelerinde erdem kabul edilir. Budistlerin düşünmeden dakikalarca aynı yerde hareketsiz oturmayı öğrenmeleri yıllarca antrenman gerektiriyor. Kardeşimle Torab’la bir araya geldiğimizde bunları mükemmelce yerine getiriyoruz. Haftalarca görüşmediğimiz oluyor. Ama buluştuğumuzda sadece konuşmuş olmak için faydasız sözcükler sarf etmiyoruz. Birlikte zaman geçiririz ve bunun için konuşmamız gerektiğini düşünmeyiz. Aynı masayı paylaşmak, birlikte bira yudumlamak ve olup bitenleri algılamak özel bir deneyimdir.

Kahramanlarım 6

Bir süre önce BBC Prime’da Richard Burton’ın hayatını anlatan bir belgesel izlemiştim. Sunucu, Burton’ın Ingiliz tiyatrosundaki başarısının nasıl da zekasından ve kendine özgü yorumundan kaynaklandığını anlatıyordu. Burton ile birlikte sahne almış veya onunla yeterli zaman geçirmiş kişiler, onun hiçbir şeyden ve hiç kimseden korkmadığını ve kendisiyle birlikte olmanın onlar için özgürleştirici bir deneyim olduğunu anlatıyorlardı. Korkunun hayatımızdaki yerini uzun düşünmüş biri olarak, sözcük dağarında korkunun olmadığı insanlar görmek benim için çok motive edici birer deneyim oluyor. Zaten korkuyla ilişkimiz çok kişisel olabilir. Bazılarımız korkmaktan korkmamaya çalışırız. Bazılarımız ise, korkularımızı inkar ya da bastırmaya çalışırız.
Sınıflamalarının dışında olan bazılarımız içinse, korku diye bir şey yoktur. Korkuya inanmayan insanların bir kısmı yenilgiye de inanmaz. Bunların ikisine de inanmayan ve çok iyi bildiğim kişilerden biri de annemdir. Aslan yüreğine sahip ve yenilmez bir kadındır; hep kendisine layık olmaya çalışırım. Ben korkuları olan ancak bunları yenmeyi bilen biriyim. Meydan okumaların tümünü kabul etmeye ve onları karşılamaya çalışırım. Bunların tümünün beni daha güçlü kılacağını bilirim; “seni öldürmeyen şey daha güçlü kılar.” Korkmayan insanlarla birlikte olmak benim için de özgürleştirici deneyimlerdir.

Kahramanlarım 7

Lise yıllarımda zamanımın önemli bir kısmını zevkle okuduğum klasik romanlara ayırırdım. Klasik yazarların olağanüstü hayal gücü ve etkileyici karakterlerini çok detaylı romanlarda okurdum. Bu romanlar kişiliğimin gelişmesinde ve temel gerçekliklerim ve tanımlarımı oluşturmamda belirleyici rol oynadılar ve kelime dağarımı genişlettiler. Son 10 yıldır daha çok, inceleme, felsefe ve deneme yazıları okuyorum. Romanlar beni eskiden olduğu gibi etkilemiyor. Bundan dolayı rahatsızlık ve suçluluk duyduğumu itiraf etmeliyim. Romanları beni artık heyecanlandırmadığı ve hayatımı değiştirmediği gerçeğinin farkındayım. Olağandışı romanlar arama çabasında da değilim. Roman-hikaye konusunda yaşadığım son olağandışı deneyim Samuel Becket’in dört kısa hikayesinden oluşan kitabını okumaktı. Daha önce eşine rastlamadığım bir dilin içine girmiştim ve Becket’in cesareti ve açık sözlülüğünü takdir etmiştim.

Teskin edici olayı son uçak yolculuğumda yaşadım. Uzun süredir bitirmeye çalıştığım Michael Foucault’nun Felsefe Sahnesi kitabını okurken yazarın aynı şeyden muzdarip olduğunu gördüm. Foucault edebiyat ve sanattan bahsederken, normatif değerler içinde yaratılan ve icra edilen her şeyin yavanlığı ve sıkıcılığından söz ediyordu. Belirli yazım kuralları, bilimsel kurallar ve toplumsal değerler ve gelenekler içinde yaratılmış hiç bir şeyin kendisini içine çekmediği ve sarsıcı bir deneyim yaşatmadığından dolayı sıradandı. Foucault aksine, normlar ve kuralların dışında ve anonim olan tüm üretim ve deneyimlerin kendisi için çok daha değerli ve özgün olduğunu düşünüyor.

Kahramanlarım 8

Hegel’in kitaplarını okumaya başlamak için hiçbir zaman cesaret sahibi olamadım. İnsanlık tarihinin bize yol gösteren büyük dehalarının kitaplarını okumak gerçekten de yaşam amacı olmalı. Hegel’i okumaya asla zamanım olmayabilir. Ama olağandışı kişiliklerin özelliklerini anlatan veya onları yeniden betimleyen yorumlar bile, tek tümce ile insanın hayatını değiştirebilir. Hegel’den yola çıkarak, Richard Rorty’nin “Olumsallık, ironi ve dayanışma” kitabında yaptığı kendilik algısı ile ilgili retoriği hala beni sarsmaya devam ediyor. Hegel konuşurken ve günlük iletişiminde bir duruş ve yüz ifadesinden başka bir duruş ve yüz ifadesine, bir jargon ve ses tonundan başka bir jargon ve ses tonuna, bir konudan başka bir konuya atlayan biriymiş.

Bu varoluş biçimi bizim üzerinde düşünmeyi bıraktığımız kendimizi sürekli tersyüz eden rahatsız edici bir durum. Buna cesaret etmek için gerçekten olağandışı bir beyin gereklidir. Böyle bir kendilik algısı günlük hayatımızda, bize bildiğimiz olaylara daha önce bilmediğimiz veya denemediğimiz bir algıyla yaklaşmamızı sağlar. Böylece günlük hayatta karşılaştığımız etkilere olduğumuz kişi olarak alışık olduğumuz tepkileri vermek yerine, o özel durum için özgün tepkiler üretme yoluna gidebiliriz. Bu, insan hayatına yeni tanımlar ve gerçeklikler getirebilir. Korkularımız, inançlarımız ve geçmişimizden gelen tepkilerden kurtulmamızı sağlayabilir. Kabul ediyorum; bu durum kişiyi kendisi ile ilgili bir öngörülemezlik ve belirsizlik durumunda tutar ve bu stresle yaşama cesareti gerektirir. Bunu yaşamaya değer; çünkü bu, açık fikirliliğin Hegelci bir durumu olacaktır.

Kahramanlarım 9

Zamanından daha ileride olan insanları keşfetmek ve özgürce üretici olabilmeleri için kendilerine istedikleri alanı ve araçları sunmak gerekir. Bir kuruluşun içinde — kuruluş derken aile, şirket, işyeri ve toplum olarak düşünüyorum– çalışan ve yenilikçi fikirleri olan bireyler ancak bu yaklaşımla değer katacak ve katkıda bulunacak konuma getirilebilirler. Aslında, aramızda ileri düşünceli birileri sürekli vardır. Ancak, bildiğimiz kurallar ve normların içinde kalmaya çalışarak ve bu yaptığımızla gurur duyarak, yenilikçi fikirleri sistematik biçimde engelliyoruz. Yeni fikirler ve yeni yöntemleri kucaklamak değişimi davet edeceğinden dolayı cesaret gerektirir. Bunu yaparken genellikle alışık olduğumuz yöntemleri kullanmaya devam ediyoruz. Yenilik getirmek ile alışkanlıklarımızı sorgulamaya çalışmak ne kadar farklı olabileceğini, yönetim felsefesinin babası olan Peter Drucker’ın terk etme üzerine yazdığı retoriği okuduktan sonra tekrar düşünmeye başladım. Drucker planlama sırasında kendimize sürekli biçimde bizi bu noktaya taşımış en başarılı yöntemlerimizi ve özelliklerimizi terk etmemiz gerektiği zamanı aramamız gerektiğini anlatıyor. “Beni ben yapan en iyi ve en başarılı özelliklerimi ne zaman bırakmam gerekir?” sorusunu sürekli sorduğunuzu düşünün.

Kahramanlarım 10

Normlar içinde kalmak sadece belirli kurallar içinde davranmayı taahhüt etmektir. Bu doğruyu yaptığımız anlamına gelmez. Ama çok kolaydır. Elinizde kurallar ve tarifler olur ve bunlara göre herşeyi tanımlar, sınıflar ve yargılarsınız ve kararınızı verisiniz. Bunun tehlikelerini çarpıcı biçimde, toplumları sınıflara ayıran düşünceler ve inançlar sonucu yaşanmış tarihsel olaylarda görebiliriz. Tıp da normatif değerlerle çalışan bir alandır. Tıptaki en belirgin ve rahatsız edici normlar psikiyatride disipline edilmiş olabilir. Kurtulmanın yolu, tüm kararlarımızda bildiğimiz ve güvendiğimiz kuralların dışında düşünmeye çalışmaktır. Mesleğimi icra ederken verdiğim kararlarla ilgili tekrar düşünmemi sağlayan ve bu normatif davranışların herhangi doğru ya da yanlış kavramı içermediğini hatırlatan Micheal Foucault’nun bir söyleşide söylediklerini okumam oldu. Foucault bilimsel olmanın gurur duyulacak bir şey olmadığını ve bunun doğruyu yapıyor olmaktan ziyade, önceden belirlenmiş kurallar içinde davranma disiplini ve bağlılığı olduğunu söylüyor. Aynı şeyi belirlenmiş kurallara uyarak resim yapmak, roman ya da şiir yazmak vs. için de söylüyor. Buradaki sorun, önceden belirlenmiş kurallar içinde hareket etmenin yaratıcılığı ve özgünlüğü engelleyip zamanla körelttiğidir. Bundan dolayı, kurallar dışında yaratılmış olan metinler, melodiler, resimler ve diğer sanat eserlerini görmekten zevk aldığını söylüyor. Daha önce bilmediğimiz türden şeylerle karşılaşmayı beklemek ve bu deneyimleri arama cesaretine sahip olmak demek, bazen boş bir beyinle karar verme zorunluluğunun ürkütücülüğünü yaşamayı beklemek demektir.

Kahramanlarım 11

İş hayatı, özel hayat ve kendini geliştirme alanlarındaki prensipler artık aynı. Çoğumuz bu duruma geldiğimizi ve dünyanın son 4-5 yılda kökten değişiklikler geçirdiğini unutuyoruz. Hangi düşünce sistemine abone olursak olalım, kendimizi geliştirmeden mutlu özel hayatımız veya başarılı iş hayatımız olmayacaktır. Yaşadığı zaman ve mekandan bağımsız biçimde bunu yapan kahramanlarımdan biri Bruce Lee. Bruce Lee’e 13 yaşlarımdan beri hayranım. Daha önce yapılmamış olanı yapmak, kimsenin geçileceğine inanmadığı sınırları zorlamak ve bunları sadece kendisi için yapmak cesaret ister. Yeni bir spor yaratmak için yeni bir dil ve düşünce sistematiği yaratmak gerekir:

“Eğer her yaptığınıza fiziksel ya da başka bir sınır koyarsanız, bu işiniz ve tüm hayatınıza yayılır. Sınır diye bir şey yok. Sadece düzlükler vardır, ve burada kalmamalısınız, bunların ötesine geçmelisiniz.”

“Eğer hayatı seviyorsanız zaman kaybetmeyin, çünkü hayatı oluşturan zamandır.”

“Bilmek yeterli değildir, uygulamalıyız; istemek yeterli değildir, yapmalıyız.”

“Kolay bir hayat için dua etmeyin; zor bir hayata dayanabilecek güç için dua edin.”

“Alınyazısı özdisiplinle şartlandırılacak bir zihniyet durumudur. Alınyazısı elde edilebilir.”

“Bir çok kişi, kendini gerçekleştirme yerine, hayatını neye benzemeleri gerektiği anlayışını gerçekleştirmeye adar. Kendini gerçekleştirme ve kendi imajı arasındaki farkı gerçekleştirme çok önemlidir. Çünkü, bir çok kişi imajı için yaşar.”

“Başkalarının ruhunu eleştirme ve analiz etmek kolay, ancak kendini tanıman bir ömür boyu sürer.”

“Aşk alevler üzerindeki bir arkadaşlık gibidir. Başlangıçta bazen sıcak ve şiddetlenen ancak hala hafif ve yanıp sönen bir alevdir. Aşk güçlendikçe, kalplerimiz olgunlaşır ve aşkımız kor gibi derinden yanmaya başlar ve söndürülemez.”

“Kusursuzluğun yolu basitlikten geçer.”

“Zihnini boşalt, su gibi biçimsiz ol. Suyu fincana koyarsan fincana dönüşür; suyu şişeye koyarsan şişeye dönüşür; çaydanlığa koyduğunda ise çaydanlığa dönüşür. Böylece, su akabilir ya da dağılabilir. Su gibi ol, arkadaşım.”

Kahramanlarım 12

Başarı için kararlılık vazgeçilmezdir. Üstümüze düşeni yaparak sebat edersek, çoğu zaman istediğimizi elde edebiliriz. İlerledikçe özgüvenimiz artar ve daha etkin oluruz. Tersi de geçerli. Etkinliğimiz arttıkça özgüvenimiz de artar ve ilerleme kolaylaşır. Nihayetinde hangi noktaya ulaşacağımız konusunda bir vizyonumuz olmalı. Aslında, bu hayal ettiğimiz gelecek gerçekleşmeden önce kendimiz orada imiş gibi hissetmemiz gerekir.

Eğer yetenek, zeka, cesaret, çalışma etiği ve disiplini, kararlılık ve vizyonla birlikte ise Muhammad Ali kadar ileri gidebiliriz:

“Şampiyonlar spor salonunda ortaya çıkmaz. Şampiyonlar içlerinde sahip oldukları özelliklerden ortaya çıkarlar – bir arzu, bir hayal, bir vizyon.”

“Antremanların her anından nefret ettim, ancak kendi kendime “Vaz geçme. Şimdi acı çek ve hayatının geri kalanını bir şampiyon olarak yaşa” dedim.”

“Risk alacak kadar cesareti olmayan kişi hayatında hiç bir şey elde edemez.”

“En büyük benim. Bunu en büyük olmadan bile söylerdim.”

“Sadece yenilmenin nasıl bir şey olduğunu bilen kişi ruhunun derinliklerine ulaşıp ufak bir güç artısı ile geri gelmeyi ve her şey eşit durumda iken maçı kazanmayı bilir.”

“Nereye gittiğimi ve hakikatı biliyorum, ancak benden olmamı istediğiniz kişi olmak zorunda değilim. İstediğim olmakta özgürüm.”

“Doğrular ve düşüncelerin tekrarı inançla sonuçlanır. İnancın derin bir duyguya dönüştüğünde ise, istediklerimiz gerçekleşmeye başlar.”

“Dövüş seyircilerden uzakta – arkalarda, spor salonunda, yolda veya ben o ışıkların altında dans etmeye başlamadan çok önce kazanılır.”

“Yaş düşündüğünüz şeydir. Düşündüğünüz kadar yaşlısınızdır.”

“Yenilme konusunu hiç düşünmedim, ancak şimdi gerçekleştiğine göre, yapılacak tek şey doğru yapılmasıdır. Bana inanan insanlara karşı mecburiyetim budur. Hayatımızda hepimiz yenilgileri kabul etmemiz gerekiyor.”

“Hayal dünyası olmayan kişinin kanatları da yoktur.”

Kahramanlarım 13

Sadece kendi ulusunun değişimi için çaba harcarken, nesiller sonrası için bile tün insanlara esin kaynağı olmak sadece olağanüstü kişilerin yapabileceği birşey. İlginç olanı bu olağanüstü durum onların günlük varoluşları olabiliyor. Abraham Lincoln olmasaydı, farklı bir dünyada yaşıyor olabilirdik.

Söylediklerinin çoğunun günlük diyaloglarından alınma:

  • “Zayıfları güçlendirmenin yolu güçlüleri zayıflatmak değildir.
  • Küçük insanlara yardım etmenin yolu büyük insanları küçültmek değildir.
  • Fakirlere yardım etmenin yolu zenginleri ortadan kaldırmak değildir.
  • Maaşı yaşayan çalışana yardım etmenin yolu maaşı ödeyeni ezmek değildir.
  • Dertten uzak durmanın yolu gelirinizden fazla haracamak değildir.
  • İnsanlar arasında kardeşliği artırmanın yolu sınıf sorunu yaratmak değildir.
  • Borç para ile güvenlik sağlayamazsınız.
  • Kişilik ve cesaret yaratmanın yolu kişinin inisiyatifini ve bağımsızlığını elinden almak değildir.
  • İnsanlara yarımcı olmanın yolu kendileri için yapabilecekleri ve yapmaları gerekenleri sürekli sizin yapmanız değildir.”

“Bazen tüm insanları kandırabilirsiniz, bazen de insanların bir kısmını, ancak tüm insanları sürekli kandıramazsınız.”

“Neredeyse tüm insanlar sorunlara dayanabilir, ancak bir kişinin kişiliğini sınamak istiyorsanız onu iktidara getirin.”

“Sessiz geçmişin dogmaları su anın fırtınalı durumuna yeterli değildir. Durum zorluklar içinde yükseliyor ve biz de bu durumla yükselmeliyiz. Vakamız yeni olduğundan, yenilenmiş biçimde düşünmeliyiz ve davranmalıyız. hayran kalmayı bırakıp, ülkemizi kurtarmalıyız.”

“Düne göre daha akıllı olmayan bir adam düşünemiyorum.”

Kahramanlarım 14

Geçmişi kullanmak gerekir. Geçmiş hatalarla ve anılarla dolu bir “çöp kutusu”. Bu hataları ve anıları nasıl betimlediğimiz çok önemlidir. Çünkü, hatalarımızı ve anılarımızı sadece daha güzel ve mutlu bir gelecek yaratmak için kullanabiliriz. Geçmişi kullanmanın zamanı önemli değildir; yeter ki geleceğimize ışık tutsun. Hayatımızın geri kalanı kısa ya da uzun olsun, geçmişi kullanarak geleceğin biçimledirilebilmesine inanıyorsak bunu yaparız. Bu geleceğe heyecanla bakmamızı sağlamaya devam eder.

Kısa bir süre önce kaybettiğim hocam ve dostum Prof Dr Fikret Nazım Ünver hayatının son günlerinde bile yaşama öyle bağlıydı ki, geçmişi irdelemek ve yeniden betimlemekten asla vazgeçmiyordu:

  • “Çocukluğum aşırı disiplin içinde geçti. Bunun etkisinden kurtulmam 40 yılımı aldı.”
  • “Türkiye FTR camiamızın daha etkin olması gerekirdi. Bunun kökleri 30 yıl önce yaptığımız hatalarımızda.”
  • “Üniveriste ortamı farklı ve aykırı insanları da içermesi amacıyla değişmeli. Geçmişte bunun tam tersini yaptık.”
  • “Büyükbabamın kim olduğunu bilemiyorum; onun torununun kim olacağı beni daha çok ilgilendiriyor.”

Kahramanlarım 15

Benim hayatımın temeli ilerleme ve dayanışma. İlerlemenin varacağı son nokta kusursuzluk. Elimden geldiği kadar bunu hayatımın tüm alanlarına yerleştirmeye çalışırım. Herşeyde kusursuzluk: formda, estetikte, işlevsellikte, retorikte, aile hayatında, iş ortamında, bilgide. Kendim gibi düşünen insanlarla karşılaşmak beni mutlu ediyor. Bu insanlarla zaman geçirmek için çaba harcarım. Onları ararım. Bulmak kolay olmuyor.

Çoğu zaman bu kişileri başka zamanlar ve mekanlarda buluruz ve kolayca kahramanlarımızdan biri olurlar. Bu kişiler gösterilen yol dışında, yaşamak için başka yollar olduğuna inanırlar ve bu yolları bize gösterirler. İsveçli ekonomist Gunnar Myrdal’a göre geçerli ekonomi teorisi yanlış. Yani Myrdal, insanın her zaman yaşamak için çalıştığını kabul etmiyor.

“Çalışmak için yaşayan, üretmek için tüketen çok sayıda insan var; eğer bu terimleri kullanmayı seviyorsak. Yaşam koşulları iyi sayılan çok sayıda kişi kapasitelerinin gerçekleştiğini, tüketen konumunda değil de üreten konumunda olduklarında düşünürler. Gerçekten de sayısız insan ideal toplumu, mümkün olduğu kadar çok sayıda bireyin bu tarzda yaşadığı durum olarak tanımlar.”

Neden?Doç. Dr. Cavit MeclisiFizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı
0212 662 86190533 659 8669