Toplumun içinde iken kendimizi algılama biçimimiz direkt olarak toplumun temel karakterinden ve özelliklerinden kaynaklanır. Toplumun bir parçası, o belirli toplumun bir bireyi, o topluma ait biri olan; toplumla birlikte hareket eden, toplumla birlikte yaşayan, birlikte yaşlanan, birlikte sevinç ve keder hisseden ve biz diyebilen kişi olabilmek için her toplum için belki de özgül kurallar gereklidir. Bunun gerçekleşmesi için aydınlanmacı bir bakış açısıyla bakmak yeterli olmayabilir.
Aydınlanma sonrası batı toplumlarında gelişen ve varlığını sürdüren toplum bilinci amaca yönelik olabilen çok güçlü bir itici güç olabilir. Bu güç, “Biz toplumuz ve birlikte her şeyi başarabiliriz.”; “Biz bu topraklarda birlikte yaşıyoruz ve mutlu olmanın yollarını birlikte bulmalıyız.”; veya “Biz bir araya geldiğimizde ve el ele verdiğimizde, her şeyin üstesinden gelebiliriz.”; betimlemelerine yol açabilir. Buradaki biz, ortak amaçlardan kaynaklanan bir işbirliğinden gelir. Zaman ve mekan özelliklerine göre uygun çözüm yolları aramaya itilen bireyleri kaçınılmaz olarak biz yapan toplum olma arayışıdır. Bu aslında, büyük başarılara yol açabilir. Çünkü, kökeni, dini, ırkı, yaşı, cinsiyeti ve mesleğine bakmaksızın ortak payda yaratılabilir. Sonuç devrim kadar büyük olabilir; ya da toplumsal projeler kolaylıkla gerçekleştirilebilir.
Biz sözcüğü ile başlayan tümcelerin kurulması, gelenekler ve göreneklerin içinde cereyan eden bir toplumsal yaşamda da gerçekleşebilir. Kendilerini geçmişten miras aldıkları davranış kipleri içinde tanımlayan toplum bireyleri bu gelenekler içinde bize dönüşürler. Belirli durumlar ve sorunlar karşısında daha önce başarılı olmuş yöntemlerin etkinliğine güvenirler ve bunları bazen düşünmeden tekrarlarlar. “Biz bu ve benzeri durumlarda böyle davranırız.”; “Biz yıllardır bu sorunlarla yaşamayı bildik.” ve “Sonuç ne olursa olsun yüzyıllardır tavrımızı koruduk.” gibi tümceler ile duruma özgü çözümler üretme yolundan uzaklaşılır. Daha önce denenmemiş yöntemler zorlukla benimsenir ve değişim yavaş olur. Değişim toplumun mevcut tanımları ve toplumun tarihsel özellikleri içinde gerçekleşir. Geleneklerin betimlediği toplumlardaki biz tanımı tam olarak kapsayıcı olmaz. Çünkü, biz demek gelenekleri bilen ve bunları yaşayarak öğrenmiş bireyler demektir. Farklı kültürlere ait bireylerin gelenekleri anlamaları zaten pek beklenmez.
Günlük hayattaki bizin tam kapsayıcılığı olmalıdır. Bu kapsayıcılık koşulsuz olmalıdır. Temelinde empati, eşitlik ve ifade özgürlüğü olmalıdır. Daha iyi bir toplum yaratmak için günlük olayların açıklıkla ve büyük katılımla irdelenebilmesi gerekir. Bunun için bireyin, konu ne olursa olsun ortak paydaya dönüşmesinin mümkün olacağından emin olduğuna dair hisler taşıması gerekir.

2016 © Copyright - cavitmeclisi.com by Cavit Meclisi

Acil Danışma Hattı        0(533) 659 8669

ACİL DANIŞMA HATTI
0(533) 659 8669