Tıp fakültesindeki eğitimin bir parçası da adaylara hekimlik karakteri kazandırmaktır. Hatırlıyorum. Birinci sınıfta deontoloji derslerini veren çok sevdiğim ve aldığım aile terbiyeme çok yakın ve dolayısıyla kendime çok yakın bulduğum bir hocamız vardı. Bize, hekimin kibar, asil, temiz, güzel, şık, hoş kokan, anlayışlı, işbirliğine yatkın, okumaya meraklı, titiz ve sempatik olması gerektiğini anlatırdı. Özellikle hekimin, ancak tüm profesyonellerin bu özelliklere sahip olmaya çalışmaları gerekir.
Dördüncü sınıfta klinik bilimlere başladıktan sonra, hekimlik sanatının nasıl cereyan ettiğini görmeye başladım. Hastayı anlamanın sorununu çözmeye yetmeyeceğini ve doğru kararı vermenin de yeterli olmayacağını gördüm. Empati her zaman çözüm üretimi ile sonuçlanmaz. Hastanın çektiği acıları anlamakla en kısa sürede onu sorunlarından kurtarmaya çalışmanız gerektiğini hatırlatır. Ancak, çözüm bulmak için empatini arada bir hatırlatıcı olması ile yetinmeniz gerekebilir. Çünkü, hastayı tedavi edebilmeniz için hekimin durması gereken yerden bakmanız gerekir. Yoksa, hasta ile birlikte acı çekerken doğru kararı vermeye zaman bulamayabilirsiniz. Sonraki aşama hastayı iyileştirecek olandır. Doğru bulduğunuz kararın makul olduğunu hastaya anlatmanız gerekir; hastanın işbirliğine girmesini sağlamanız lazım; ve hastanın kendi sağlığı için yapması gerekenleri yapacağından emin olmalısınız. XVIII. ve XIX. yüzyıllarda hekimlere verilen ethik derslerinde, hekimin anlayışlı, özgüveni yüksek, hastanın yerine düşünebilen, hastanın hayranlık ve saygıyla yaklaşacağı ve her şeyi kontrol edebilen kişi olması öğretilirdi.
İşte burada, iktidar işin içine girer. Hekim hastaya yardım etmesini sağlayan bilgileri elinde tuttuğu için, ilişkide iktidarı farkında olmadan elinde tutar. Bu doğal bir durumdur. İktidar asla eşit bir ilişki demek değildir. Yani, diyaloğun doğası iktidarın bir tarafın lehinde olmasını sağlar. Buradaki sınır incedir ve hekim bu doğal durumu fazlasıyla kullanmak isterse, her kesin bildiği dinlemeyen, sinirli, sabırsız ve emir veren hekim karakteri ortaya çıkar. Bu genellikle empatiden yoksun bir duruştur. Aslında bu modern tıp etiğindeki tanrı-baba hekim karakteridir.
XX. yy kavramları olan, eşitlik, ifade özgürlüğü ve toplumsal empati ile bu karakter yavaş da olsa yeni bir yüz kazanmaya başladı. Hasta hakları ve beklentilerinin ortaya çıkması ve giderek yükselmesi, hizmet sektörünün gelişmesi ve müşteri memnuniyeti tanımlarının tıp içine de girmesi ile tanrı hekimler itici olmaya başladılar. Bilginin internet ve medyada tüm açıklığı ve istenilmeyen derecede serbestçe dolaşması sayesinde, bilginin hekimin tekelinde olması gücünü kaybetti. Hekim hala hastaya tanı koyan ve tedavi eden kişidir. Ancak bu iki biçimde yapılabilir: ya hekim hastayı ele alıp inceler ve bozuklukları tespit ettikten sonra ve bunlara isim koyduktan sonra düzeltir; ya da hekim hastanın mümkün olduğu kadar olması gereken sağlıklı kişi durumuna getirmeye çalışır. İlk durum modern tedavi edici tıptır. İkinci durum ise, önleyici tıp ya da rehabilitasyon tıbbıdır. Önleyici tıp toplumun hasta olmasını engellemeye çalışır. Rehabilitasyon ise, bireyin bağımsız ve toplum içinde aktif olmasını sağlamaya çalışır.

2016 © Copyright - cavitmeclisi.com by Cavit Meclisi

Acil Danışma Hattı        0(533) 659 8669

ACİL DANIŞMA HATTI
0(533) 659 8669